17 Kasım 2009 Salı

ÖĞRENCİ KOÇLUĞU SERTİFİKA PROGRAMI

Yeditepe Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi ve Yasemin Sungur Gelişim Enstitüsü işbirliğiyle hazırlanmıştır.

Program Danışmanı: Yasemin Sungur
Süre 17 gün 108 saat (aktif eğitim süresi)
Süpervizör uygulamaları 3 ay
Zamanlama Her Salı, Perşembe 3 saat, Cumartesi 6 saat
Başlangıç Tarihi 5 Aralık 2009 Cumartesi

Bir koç olarak vizyonum, ‘yaşamın, hayallerin hedeflere, hedeflerin gerçeğe dönüştüğü bir yolculuk olarak yaşanmasıdır’ ve amacım ‘birlikte dünyayı paylaştığım kişilere, kurumlara yol arkadaşlığı yapmak, pusula ve destek olmaktır.’
Program Temel Koçluk Becerileri semineri ile başlayacak, 1.program Öğrenci Koçluğudur.
• Aile Koçluğu
• Kariyer Koçluğu
Bölümleri ile devam edecektir. Temel Koçluk Becerileri seminerini alan kişiler koçluk yolculuğunda ilk adımı atmış olacaklar, Öğrenci Koçluğu programını tamamladıktan sonra açılan diğer programlara katılabilirler.

AMAÇ VE HEDEF ---- Öğrenci Koçluğu ne sağlar?
Öğrencinin, okul yaşamını ve yaşamının diğer alanlarını düzenlemesini sağlamak amacıyla; soru sordurur, çözüm buldurur, yaratıcı düşüncelere yöneltir, harekete geçmesini sağlar. Öğrencinin kendisini tanıması ve değerlendirmesi ile ilgili farkındalığını arttırır. Ders ve okul başarısını arttırır. Hedef koyması ve hedeflerine başarı ile ulaşması konusunda yön gösterir. Yeni bakış açıları geliştirerek kendini bulunduğu yerden daha iyiye taşımasına yardımcı olur.
Ailenin, öğrenci ile doğru iletişim kurması, öğrenciyi desteklemesi, öğrencinin beklentilerine, ulaşmak istediği sonuçları gerçekleştirmesinde doğru zaman ve doğru yerde sorumluluk alması geliştirmelidir. Ancak, aile etkileşimi, bu sorumluluğun paylaşımında önem kazanmaktadır. Ailenin davranış ve yaklaşımı, onun başarısında önemli bir faktördür. Öğrencinin ailenin yardım ve desteğine ihtiyacı vardır.

Öğrenci Koçluğu Sertifika Programının hedef kitlesi:
• Öğretmenler
• Rehber öğretmenler
• Psikolojik danışmanlar
• Okul, ana okul, dershane eğitmenleri ve yöneticileri
• Sosyal hizmet görevlileri-gönüllüleri
• Kişisel gelişim alanında çalışan eğitmen, uzman ve profesyoneller
• Ebeveynler

UYGULAMA
• Aktif eğitim ile gerçekleşecektir.
• Eğitim dokümanları, kullanılan testler vb. bilgiler her katılımcıya verilecektir.
• Haftalık gelişim çalışmaları yapılacak ve her katılımcı takip edilecektir.
• Her koç adayı için iş planı ve yol haritası çalışması yaptırılacaktır.
• “Öğrenci Koçluğu” Sertifikası verilecektir.
• Sertifika almaya hak kazananlar, (eğitim, izleme ve sınav programından sonra) Yasemin Sungur Gelişim Enstitüsü tarafından verilecek 3 aylık danışmanlık hizmetinden yararlanacaklardır.

Süre 17 gün 108 saat (aktif eğitim süresi)
Süpervizör uygulamaları 3 ay

Ayda 2 gün, 3 ay uygulama takip ve koçluk becerileri geliştirme (3 saat)
Süpervizör uygulamaları "GÖNÜLLÜ" 5 öğrenci ile 3 aylık çalışma ile takip ve danışmanlık.

KAYIT ve BİLGİ için yeditepesem@yeditepe.edu.tr
Hasan Deniz hdeniz@yeditepe.edu.tr
(0216) 578 07 12
(0216) 578 07 09
(0216) 578 08 32

http://www.yaseminsungur.com

14 Mart 2009 Cumartesi

KİTAP ÖNERİSİ

Özsaygı- Öncelikler Listende Kaçıncı Sıradasın?

Saim Koç – Nil Gün Kuraldışı Yayıncılık

Sıkça kullandığımız ancak anlamı üzerinde pek düşünmediğimiz, kullanımı konusunda pek çok sorun yaşadığımız her birimizin yaşamında önemli yer tutan “özsaygı”, “değerlilik”, “özsevgi”, “özfarkındalık”, “özgüven” gibi kelimelerin anlamı konusunda bizi derinden bilgilendiriyor. Duygusal ihtiyaçlarımızı keşfetmemizi ve tanımlamamızı sağlıyor. Çok rahat okunan bu kitabı, özellikle anne-babaların okuması, çocukları ile tüm paylaşımlarda kullanmasını öneririm. Bu kitabı herkes okumalı, etkilendiği satırların altını çizmeli, kendi el kitabını yazmalı.

www.kuraldisi.com

ÖĞRENCİ VE AİLE KOÇLUĞU PROGRAMI öğrenciye ve ailesine ne sağlar?

Koçluk, kişinin yaşama dair farkındalığını, mutlu ve başarılı yaşama becerisini arttırmaya, içsel kaynaklarına ulaşmaya, kaynakları istenildiği biçim ve süreklilikte kullanmasına destek sağlayan özel bir süreç programıdır. Koçluk, koç ve danışanı arasında oluşturulan profesyonel bir paylaşım sürecidir.

Öğrenci Koçluğu ne sağlar?
Öğrenci kimliğindeki bireyin, okul yaşamını ve hayatının diğer alanlarını düzenlemesinde çözüm yaratıcı yaklaşımlarda bulunur. Öğrencinin, içsel dünyasında farkındalığını arttırır. Ders ve okul başarısının yanı sıra, hayat başarısı konusunda yardımcı olur, yön gösterir. Yeni bakış açıları geliştirerek kendini daha iyiye taşımasına yardımcı olur.

Aile Koçluğu ne sağlar?
Öğrenci, beklentilerini ve ulaşmak istediği sonucu gerçekleştirmesinde sorumluluk geliştirmelidir. Ancak, aile etkileşimi, bu sorumluluğun paylaşımında önem kazanmaktadır. Başarı bir takım oyunudur. Ebeveynin davranış ve yaklaşımı, onun başarısında önemli bir faktördür. Bugüne kadar öğrencilerle başarı odaklı uygulanan çalışmalarda, başarının tam olarak oluşturulması için ailenin yardım ve desteğine ihtiyaç duyduğumuz yönündedir.

Öğrenci, çocukluk ve ergenlik döneminde duygusal bir süreci yaşadığından, doğal olarak duygusal tepkiler vermekte, ebeveynin mesajlarını, davranışlarını önemsemektedir.
Ailenin destekleyen tutumuna birinci sırada ihtiyaç duymaktadır. Etkin aile ortamında iletişim ve ilişkilerin kalitesini arttırmak hepimizin sorumluluğudur. Özellikle çocukların ergen dönemlerinde onları anlamak ve etkin bir paylaşım ortamı yaratmak önem taşır. Hele sınav stresinin de yaşandığı bir süreçte onlara destek olacak yaklaşımlar, başarı için kaçınılmazdır.
Başarı, sadece öğrencinin değil, ailenin de içinde olduğu bir takım oyunudur. Ve hayat başarısına giden yolda okul başarısı önem taşır. Bunun bilincindeyiz ve çocuklarımızı başarıya programlarken, onlarla aile içi iletişim ve ilişkileri de önemsiyoruz. Aile içinde birbirimizle olan ilişkimiz ne kadar sağlıklı ve iyi ise, aldığımız sonuçlar da o kadar mutluluk verici olacaktır.
Anne, baba ve çocuk hep birlikte ekip ruhuyla hareket etmek, sinerji yaratmak, baş başa vererek sorunlarla baş etmek, çözümsel yaklaşımlar geliştirmek ve pozitif iletişim dilini gerçekleştirmek.

Hedefimiz;
Öğrenci ile etkin bir iletişim ile kendisini tanıması ve tanımlamasını sağlamak,
Doğru sorularla yönlendirme ve farkındalık geliştirme becerisini artırmak,
Eğlenerek öğrenme (öğretme), yaratıcılık geliştirme ortamları yaratmak,
Aileye (öğrenci ebeveynlerine) farkındalık çalışmaları ile yaşanan ortak sorunlara yönelik çözümsel yaklaşımlar, yöntem ve uygulamalar sunmak,
Etkin bir paylaşım ortamı yaratmak için gereken sağlıklı davranış ve yaklaşımlar konusunda farkındalık oluşturmasına yardımcı olmak,
Aile ile öğrenci arasındaki bağları güçlendirmek, evdeki huzuru, etkileşim ortamını arttırmak,

“Sözcükler penceredir, ya da duvar olurlar”

Birlikte iletişim “Anne+Baba+Çocuk”

İletişim, düşünce ve duygularımızı her yolla aktarabilmektir.

İletişim; ne söyleyeceğimizi bilmek, bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına, nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek, en iyi nasıl söyleneceğini düşünmek, olayları basitçe anlatabilmek, akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz ilişkisi kurarak konuşabilmek, dikkati yoğunlaştırmak ve verilen tepkiyi fark edebilmektir.

İletişim, anlaşılmak için mi, anlaşmak için mi?

İletişim, konuşmak mı, dinlemek mi?

İletişim, anlamak mı, anlatmak mı?

“Sözcükler penceredir, ya da duvar olurlar”

“Sözlerin mahkûm ediyor sanki beni,

Yargılıyor, dışlıyor diyor hislerim

Ama küsmeden, kırılmadan önce bilmeliyim,

Bunlar mıydı demek istediğin?

Savunmaya geçmeden ben,

Acı ve korku sözcükleriyle

Duvar örmeden çevreme,

Söyle gerçek miydi duyduklarım?”

Ruth Bebermeyer

Seçimler bakış açımızı ve iletişim tarzımızı belirliyor. Değer yaratan iletişim için öncelikle iletişim amacımızı bilmeliyiz, karşımızdakini anlamalıyız, gözlemlemeli ve dinlemeliyiz.

İletişim tarzımızı seçmeli ve bunu büyüklere farklı, çocuklarımıza farklı değil, tek bir tarzda, tutarlı bir davranış ve dille sürdürmeliyiz.

Çocuklarımız ile iletişimde tarzımız ne? Birçok annebaba gibi sizinde biri büyükler ve biri çocuklar için iki ayrı diliniz mi var?

Kendimize veya çevremizdeki diğer yetişkinlere söylense çok bozulacağımız, gururumuzun kırılacağı sözleri çocuklarımız küçük, nasıl olsa kaldırır diyenlerden misiniz?

Çocuğumla bir türlü iletişim kuramıyorum diyorsanız, bir gözlemleyin lütfen, iletişim kurmaya çalıştığınızda, konuşan mısınız, dinleyen mi? Anlaşılmak için mi, anlaşmak için mi konuşuyorsunuz? Anlamak için mi, anlatmak için mi iletişim kuruyorsunuz? Öğrenmek için soru mu soruyorsunuz, sorguluyor musunuz?

Anlamak için dinlemiyorsak, sorgularız, ders veririz ve engel yaratırız. Çocuklarımız birkaç denemeden sonra bizimle konuşmaktan vazgeçerler.

İletişim sırasında ortaya çıkan tavrınızı, iletişim dilinizi gözden geçirin. Genellikle nasıl?

Uyaran, öğüt veren, emir veren, yönlendiren, nutuk çeken, sınayan, sorgulayan, kapatan, tehdit eden, alay eden, öven, öğreten, yorumlayan, analiz eden, güven veren, duygularını paylaşan…

Çocuğumuzu anlamadan geliştirdiğimiz iletişim dilimiz, çocuklarımızın

· Bizimle konuşmalarını engeller,

· Savunmaya geçirir,

· Kavgacı yapar, karşı saldırıya geçirir,

· Yetersiz olduklarını düşündürür,

· Küstürür, kızdırır,

· Kendilerine güvenilmediğini hissettirir,

· Anlaşılmadığını hissettirir,

· Kendisine değer verilmediğini hissettirir,

İletişim engelleri yaratmamak için etkin dinlemeli, anlamalıyız. Sorular sormalıyız. Sorularımızın dili ve seçtiğimiz kelimeler önemli, sorumuz yönlendirmemeli, yorum yapmamalı, yargılamamalı. Bir örnek üzerinden gidelim.

ÇOCUK gelir ve annesine; “Ayşe’ye küstüm, onunla oyun oynamak istemiyorum, hep ağlıyor, eve gitmek istiyor” der.

ANNE; “Onu ağlatacak ne yapıyorsun?”

ÇOCUK; “Hiçbir şey yapmıyorum” der, içini çeker, susar ve uzaklaşır.

Annenin sorusunda bir yargı ve yönlendirme var. Anlamak ve dinlemek için iletişim kurmak için ne yapabilir?

ANNE;

· “Bu konuda konuşmak ister misin?” (seni dinlemeye hazırım mesajı)

· “Bu konuda ne hissediyorsun?” (seni anlamaya hazırım mesajı)

· “Ayşe’nin de senin gibi eğlenerek oynaması için bir yol olmalı?” (senin düşüncelerin ve çözümlerin benim için önemli, düşüncelerini merak ediyorum)

18 Eylül 2008 Perşembe

KARİYER im GELECEK mi?

25 Eylül'de kitapçılarda...

Gelecek, şu andan itibaren, bugünden yarına..

Kariyer; kişinin istek, hedef ve davranışları ile ortaya çıkar, kişinin yaşamında itici bir güçtür.

Kariyer yapmak, hedeflerimize ulaşmak için, seçimlerimizle gelişerek yaşam yolculuğunda ilerlemektir.

Kariyerimiz yaşam kalitemizin en önemli belirleyicilerinden biridir.

Hedefiniz nedir?

Geleceğinizi yönetmek için adım atın, istediğiniz başarı ve mutluluğu getirecek yaşam programını devreye sokmanın tam sırası…

Görev size düşüyor, kariyer planınızı yapın.

Hedefinize ulaşmak için, hedefinizi burnunuzun ucundan ayırmayın..

"Sevdiğin bir işi meslek edinirsen, hayatında bir gün dahi çalışmış olmazsın." Konfuçyus

Yeni yolculuklarda buluşmak dileği ile sevgiyle..


03 Eylül 2008 Çarşamba

Rüyalar hayatımda çok önemli...


Müzisyen ve filozof bir babanın ve müzisyen bir annenin çocuğu olarak Kazakistan'da dünyaya gelen Anjelika Akbar, 1993 yılında Türk vatandaşlığına geçti. 3 yaşında piyano eğitimi almaya başladı. 5 yaşında ilk bestesini yapan ve konserlere başlayan sanatçı, üstün yetenekli çocuklar için eğitim veren Taşkent Devlet Uspensky Müzik Okulu'na girdi ve okulun en iyi öğrencisi seçildi. 11 yıllık piyano ve kompozisyon eğitimini Doç.V.Fadeyeva ve St. Petersburg Devlet Konservatuarı profesörlerinden B.Zeydman sınıfında tamamladı.

Beş yıl boyunca Taşkent Devlet Konservatuarı'nda Prof.Berlin ve Prof.Yanovsky ile Kompozisyon ve Orkestrasyon, Prof. L.Pluşenko ile piyano, ünlü organist T.Levina ile org çalışmaları ile eğitim yaşamını sürdürdü. Kompozisyon Yüksek Lisansını Hacettepe Devlet Konservatuarı'nda Doç.Turgay Erdener'in sınıfında Prof.İlhan Baran ve Doç.Ertuğ Korkmaz ile 20.Yüzyıl Armonisi, Doç.İstemihan Taviloğlu ve Doç.Turgay Erdener ile yürüttüğü kompozisyon çalışmalarının yanı sıra Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın kurucu öğretim elemanları arasında yer almıştır.

Anjelika Akbar'ın kendi prelüdlerinden oluşan ilk albümü "SU" 1999 yılında müzikseverlerle buluştu. Sanatçı, ayrıca Süleyman Erguner ile birlikte "Ney ve Piyano" başlıklı doğaçlama konser çalışmalarının yanı sıra Can Dündar'ın "Köy Enstitüleri" adlı belgeselinin müziklerini de yaptı. 2002 yılı başında Vivaldi'nin "Dört Mevsim" keman konçertosunun solo piyano uyarlaması Sony Music International etiketi ile çıktıktan bir süre sonra uluslararası Sony Classical kataloğuna giren ilk Türk Klasik Müzik albümü oldu. Akbar, yine 2002 yılında Rana Erkan ve ZARA ile birlikte çalıştığı "bir'den Bir'e" isimli albümün ardından Bach'ın eserlerini doğu enstrümanlarıyla sentezlediği "Bach A L'Orientale" isimli albümünde Türkiye'nin önde gelen müzisyenleriyle çalıştı. Sanatçının kendi beste ve düzenlemelerinden oluşan "Bir Yudum Su" isimli albümü ise Kasım 2005 sonunda çıktı.

Ayrıca, Özbekistan Milli UNESCO Komitesinin Üyeliği görevinde de bulunan Akbar, bir çok uluslar arası ödül kazandı. Rusya Besteciler ve Yorumcular Kurulu'nun bir şubesi olan Ukrayna Besteciler Kurulu'nun da üyesidir.

www.KadinlarArasi.com :Müzisyen bir anne ve baba mutlaka etkin olmuştur sizin de aynı yönde yer almanızda. Bir de azim ve çok çalışma eklenince başarı kaçınılmaz. Bu gayet normal. Ama sanırım size sunulan yetenek, bu bir şans. Siz nasıl yorumluyorsunuz başarılı oluşunuzu?

Anjelika AKBAR: Gerçekten, annemin ve babamın yaptıkları çok önemli bir şey var: bende saklı olan cevher fark etmek ve bunu geliştirmek için bana yol açmak. Hepsi bu. Tabii ki, bunu yaparken, müthiş disiplin de vardı, ama kötü ve sıkıcı anlamında değil, yaratım süreci içinde tamamen özgürdüm, ama hayatım dakika dakika çeşitli faaliyetlerle doluydu, boş durmuyordum ve çalışkan olmak ne olduğunu çok küçük yaşta öğrendim. (bu konuda benim kurduğum www.bilinclianne.com sitesinde “ Anjelika Akbar’ın Annesi Yazıyor” bölümünde kendisi de müzik pedagogu olan annem detaylı bilgi veriyor).

Evet, çok özel yeteneğe sahip olduğumu saptayıp harika çocukların okuduğu okulda eğitim için gönderildim. Ancak, sadece yetenek yetmeyeceğini, büyük çaba, mesuliyet, düzen gerekirdi, başarıya ulaşmak için. Benim şansım, yaptığım işe aşık olmam, hobi ile uğraşırmış gibi mesleğimle uğraşmam. Yer yüzünde bu anlamda çok az şanslı insan var. Büyütmüyorum, tam anlamı ile su ve hava gibi müziğe ihtiyacım var!

www.KadinlarArasi.com :Beş yaşında ilk bestenizi yaptınız. Bu olağanüstü bir şey. Hiç hatırlayabiliyor musunuz o zamanları? Merak edilecek bir şey o yaştaki bir çocuğun beste yapabilmesi ve onu besteye götüren duyguları. Aktarabileceğiniz bir şeyler var mı o döneme ait?

Anjelika AKBAR: Ben çok bilinçli ve “uyanık” bir çocuktum. Uyanık kelimesini iyi anlamda kullandım, yani çok erken yaşta kenidimi algılamaya başladım. 2.5 yaşında iken notaların yazılışını biliyordum, piyanoda doğaçlama çalıyordum, kendi kendime okumaya öğrendim, 4.5 yaşında artık kendim kitaplarımı okuyordum. Tüm bunların yanında en keyiflisi müzik uğraşlarımdı. Bir plak koleksiyonum vardı, ve de pikap’ım. Hangi kapağın altında hangi müziğin olduğunu artık biliyordum ve kendim düzen içinde bu çalışmalarımı yapıyor, müzik dinlerken, o müziğin verdiği duygularla resim yapıyordum. Yada baktığım resimlere göre kendim müzik besteliyordum. İlk yaptığım beste Şelale idi. Büyük bir ihtimal bir resimden etkilenmişimdir, su her zaman ilgimi çekiyordu.

www.KadinlarArasi.com :Büyük bir sorumluluk dünyaca ünlü hocalarla çalışmak ve onların size verdiği değerleri taşıyabilmek. Özellikle çocukluk döneminizde bu sorumluluk zor anlar yaşattı mı size, yoksa siz zaten aile ortamından itibaren bu ortamlara alışıktınız ve sizin yaşam biçiminizin bu olduğunu kabullenmiş miydiniz?

Anjelika AKBAR: Çok rahattım. Hocalarımla sanki arkadaş gibi idik. Herkes onların yanında titriyordu, sınavlarda titriyor, kekeliyorlardı, bense onların neden bu hallere düştüklerini bir türlü anlayamazdım, güldürmeye ve neşelendirmeye çalışıyordum, sınav öncesi evden herkese çikolata getiriyordum, mutlu olsunlar diye!

www.KadinlarArasi.com: Siz beste de yapıyorsunuz. Besteleriniz nasıl oluşuyor? Eser sonuçlanana kadar neler besliyor sizi, hangi aşamalardan geçiyorsunuz, duygu ve bunların esere aktarımında?

Anjelika AKBAR: Asıl mesleğim zaten besteci. Bu konuda gördüğüm eğitim diyebilirim ki Dünay’ da en zor eğitimdir. Çünkü sadece bir enstrüman çalan sanatçıdan, yada daha sonra beste yapmaya başlayandan beni ayıran, bu konuda tüm var olan enstrüman, teknikler, ülkeler ve dönemlerin besteci ve müzik akımlarını bilmem, incelemem, analitik bir sürü tez yazmam, ayrıca da çok küçük yaştan itibaren yoğun olarak besteler yapmamdır. Örneğin 10 yaşımda iken benim bestelediğim orkestra için eserlerim vardı, onları orkestralar seslendiriyordu, ben ise ya solist olarak piyanoda yer alırdım, yada salonda dinleyici olarak dinlerdim onları… bir sürü büyük eserlerim 10-15 yaşlarım arasında besteledim, aralarında büyük koro, senfonik orkestra ve çeşitli müzik grupları için besteler var. Yüzlerce bestelerim var, ve her gün yeniler ekleniyor. Bunlar ilhamla, kalbimdeki kıvılcım ve sevgi ile yapılıyor. Tüm bunlara rağmen, ben onları yapmıyorum diyorum, sadece aracı olarak evrendeki titreşimleri, müzik olarak dünya müzik diline çevirip, insanlarla paylaşıyorum.

www.KadinlarArasi.com :Başarılı çalışmalar; konserler, albümler, besteler, seçkin kuruluşlara üyelikler vd. Bu kadar çok sorumluluğu özel yaşamınızla nasıl harmanladınız, nasıl dengelediniz? Çünkü kişinin iş ve özel yaşamını bir arada sağlıklı bir şekilde götürebilmesi gerçek başarıdır.

Anjelika AKBAR: Eşimi seviyorum, oğullarımı seviyorum, aile hayatına değer veriyorum ve zamanımı iyi yönetebiliyorum. İş ve aile hayatı aynı anda başarı ile sürdürmek için bu faktörler yeterli.

www.KadinlarArasi.com :Anne olmak iş yaşamınızdaki verimliliğinizi nasıl etkiledi, artıları ve eksileri ile? Sizin böylesine çok yönlü ve üretken bir anne olmanız onları nasıl etkiliyor?

Anjelika AKBAR: Annelik bana her zaman sadece ilham veriyor, eksiler hiç olmadı. Annelik müthiş bir yaratıcılık örneğidir. Ben de zaten yaratıcılık isteyen bir iş ile meşgul olduğum için, bu duygu seli bana daima yardım ediyor. Çocuklarım de benim yoğun çalışmalarımla büyüyor, keyif alıyorlar. Tabii ki, bazen onlara istediğim kadar çok zaman ayıramayabilirim, ancak birlikte geçirdiğimiz o değerli zamanlarımız bayram gibi oluyor ve mutluluk veriyor.

www.KadinlarArasi.com: Klasik müziğin çocuğun gelişimine etkisini siz bu konunun uzmanı olarak nasıl açıklayabilirsiniz? Siz öncelikle kendinizde, sonrasında da çocuklarınız da bunun etkisini nasıl gördünüz?

Anjelika AKBAR: Klasik müzik duygularımızı ve düşüncelerimizi çok net güzel biçimde şekillendiriyor. O müzikte var olan sistematiği kalbimizi rahatlatıyor, müziğin frekansına zaten açık olan bizleriz, çocukluğumuzda bu net duygu-düşünce şemasını bilinç altında algıladığımız zaman en iyi potansiyellerimiz ortaya çıkıyor. Bebek, daha anne karnında dışarıdan algıladığı müzik sesleri ile kendi duygu-düşünce sözlüğünü oluşturuyor, ve dinlediği doğru müzikle duygusal, ruhsal ve düşüncesel karakterini oluşturuyor.

www.KadinlarArasi.com: Ve “Uzaylı Köpek baaşa” kitap çalışmanız? Bir yetişkin olarak ben bile çok etkileyici buldum çalışmanın ismi. Nasıl ortaya çıktı ismi, konusu? Ve çocuklar nasıl bir tepki gösterdi? Bundan sonra nasıl devam edecek bu çalışmanız?

Anjelika AKBAR: Çok teşekkür ederim! kitabın önsözünde anlattığım gibi, Baaşa’yi, yani uzaylı, uçan köpeği ilk oğluma hamile iken Hindıstanda bulunduğum günlerde rüyamda gördüm. İsmi de oradan geliyor, köpek “kendi ismi ile geldi”! Yani ben oturup uydurmadım. Çok spontane gelişti. Bilirsiniz, bazı rüyalar çok gerçekçı ve net oluyor, ve de 1 -2 dakika içinde çok uzun bir zaman dilimi ile bir sürü hikaye ve olay algılarsınız. Bu da öyle oldu. Uyanınca, gördüklerimi mutlaka kaleme almam gerektiğini anladım. 12 günde 12 hikaye yazdım. Çocuklar da, büyükler de çok sevdiler.

Geçen yıl Rusya’da yayınlandı, şimdi ise burada, Türkiye’de İnkılap kitapevi bünyesinde sadece çocuklar için kurulan Mandolin yayıncılık tarafından yayınlandı. Mandolin yeni bir kuruluş, ama şimdiden harika yapıtları türk çocuklarına ulaştırmaya başladı, ve UZAYLI KÖPEK BAAŞA ilk ürünlerinden bir tanesi.

www.KadinlarArasi.com :Bilinçli Anne web siteniz de sanırım annelik sonrası gelen bir çalışma oldu. Biraz ondan da bahsetmenizi istiyorum. Teknoloji inanılmaz bir güç. Doğru ve samimi çalışmalarla harmanlandığında ortaya inanılmaz bir sonuç çıkıyor. Kısa sürede çok büyük kitlelere ulaşabilme şansınız var. Amacınız neydi, bilinçli anne çalışmasında?

Anjelika AKBAR: Rüyalar hayatımda çok önemli bir yer alıyor, beni yönlendiryor. Birçok proje yada beste rüyamda geldi. Aynı şekilde “Bilinçli Anne” sitesini daha 1.5 yıl önce rüyamda görüp, uyanıp, aynı gün gerçekleştirmeye karar verdim. Yeni doğan oğlum henüz 3.5 aylık, yani hamile değilken bu kuruluşu gerçekleştirdim. Rüyamda site ile algıladığım şey, sadece annelere değil, tüm insan ve yaş gruplarına hitap edecek, ancak en hızlı, pratik, yeniliğe açık olan anneler vasıtası ile duyulacağı bir site olmalı, ve sloganı de “ YENİ ÇAĞIN BİLİNÇLİ İNSANI İÇİN”… bir çok konunun yanı sıra, en fazla altını çizmek istediğim, çevre bilinci, maneviyat, etik değerler, sağlıklı yaşam, hayatın her alanında duyarlı olabilme…

www.KadinlarArasi.com :Gelecekle ilgili planlarınız, projeler neler?

Anjelika AKBAR: Şu anda hamileler ve yeni doğan bebekler için bir albüm hazırlıyorum. Rusya’da turnem olacak. “Eternal Terminal” projem var, elektronik ve klasik müziği, bir de ilahi, jazz, tango gibi müzik tarzlarını birleştiren konseptual bir proje. Baaşa hikayelerinin devamı de olacak! Ve tabii ki bol bol konser ve beste.

www.KadinlarArasi.com :Teşekkürlerimizle…